fft261_mf3524270

Yazar Mehmet Sabri Genç, aşk kavramının Batı ile bizim medeniyetimiz arasında farklı anlamlar taşıdığını belirterek, “Aşk, Batı’da iki kişi arasındaki cinsel uyumluluktur, bedene hapsedilmiştir. Bizde ise ruh uyumu ve sevgi esastır. Bizde ‘Leyla ile Mecnun’ onlarda ‘Romeo ve Juliet’ vardır. Leyla ile Mecnun’un aşkında hakikat varken ‘Romeo ve Juliet’te bedene hapsedilir. ‘Leyl’ Arapçada gecedir, örtendir. Mecnun da çıplaktır, örtünecek birini arar. Mecnun’daki mana; her erkek kendini örtecek, gizleyecek birini bulduğunda âşık olur. Bulamadığında eksik kalır. Her kadın da örtecek gizleyecek birini bulduğunda âşık olur. Bulamadığında eksik kalır. Eğer Mecnun Leyla yerine Juliet’e âşık olursa bu onun için trajedi olur” dedi.
Gaziantep Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim görevlisi Mehmet Sabri Genç, son kitabı Karekök Hayat üzerine Şule Yayınları’nda konferans verdi. Genç, bu Kitaptaki kahramanların isimlerini değiştirdiğini, yalnız Salzburg Paris London Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde okurken tevafukken karşılaştığı insanların yaşam hikayelerini kurgusal bir metin haline getirdiğini söyledi. Genç, “Karakök Hayat” kitabındaki kahramanları okuyucunun çok iyi tahlil etmesi gerektiğini belirterek “Kitap akli ve duygusal gücünüze göre sizi açacaktır. Kitapta bahsi geçen karakterler o topraklarda hala ferini yitirmemiş ama çıkış noktası da bulamamış insanlar” dedi.
Karakök Hayat’ta Batı medeniyetinin ruh halini, yaşama bakışlarını ve Türkiye’den kopup da hakikat dengesini unutan insanların bunalımlarını ve buhranlarını kaleme aldığını söyleyen Genç, “Bizim yaşadığımız şu anki halleri Avrupa yaşadı ve sonu çok fena oldu. Bizim hala hakikat yönümüz var. Eğer önlem almazsanız Avrupa’dan daha fena oluruz” uyarısında bulundu. Bu hikayelerin çok çaplı düşünülmesi gerektiğinin altını çizen yazar, insanın hakikat dengesini yitirip sadece yaşamsal faaliyetleri olan yeme, içme, barınma ve cinsellik yönünün ağır bastığında yırtıcı bir hayvandan daha tehlikeli olabileceğini hatırlattı.
Genç, sözlerine şöyle devam etti: “İnsan beşerileşip, aklı ile zekası yer değiştirmişse o zaman çok tehlikeli bir karakterdir. Bizde Avrupa’nın aksine hürlük, özgürlük ve serbestlik farklıdır. Hür insan akıllı ve ahlaklı olan insandır. Caddeye çıplak çıkan insan ise serbesttir. Oysa Batı’da Nietzsche’nin tarif ettiği gibi tamamen absürt bir hayat var. Dünya hayatı Batı’ya göre bir absürttür. Bize göre dünya hayatı bir imtihandan ibarettir. O yüzden onlarda post modern sanat dediğimiz şey insanı şoka uğratandır. Aklınıza gelemeyecek şekillerde insanları şaşırtmak için her şey yapılır. Mesela Viyana’da post modern sanat için grup seks yapılır. Çoğu algıyı değiştirmek için uyuşturucu alır. Buna post modern sanat derler. ‘Kalbi mühürlenmiş’ demenin ne demek olduğunu çok iyi anlamak lazımdır” diye konuştu.

“BİR TOPLUMU BOZMAK İSTİYORSANIZ KADINLARI HEDEF ALIRSINIZ”
Kapitalizmin Türkiye’de ve dünyadaki oyununu felsefede Husserl’in kurduğu görüngübilimin temeli olarak kabul edilen “yönelmişlik” kuramıyla ön plana çıkan Alman felsefeci ve ruh bilimci Franz Brentano’nun teorisiyle anlatan Mehmet Sabri Genç, “Her insanın korkusu, nefreti ve sevdiği vardır. Ve her insanın bunlara yöneldiği nesneler vardır. Siz karnıyarık seviyorsunuzdur ama size ‘karnıyarık sevme, hamburger sev’ derler. Şu anda Türkiye’de bunu yapıyorlar. Avrupa, nefsi ve cinsellik odaklı bir hal alırken bizim ülkemizde de cinsellik meseleleri TV aracılığıyla insanların beynine yerleştiriliyor. Çünkü bir insanın cinselliği ile oynadığınızda ruhunun nefsine müdahale etmesi zorlanır. Avrupa’da ruh, akıl ve iyilik yok olduğu için cinsel olarak bakarlar. O yüzden Avrupa’da iki kişi aşk olduğu zaman cinsel olarak birbirine uygun anlamı çıkar. Bizde ise daha farklı bakılır. Ruh uyumu ve sevgi vardır.” diye konuştu.
“Bir toplumu bozmak istiyorsanız kadın konusunda oynama yaparsınız” ifadesini kullanan Genç, Türk televizyonlarındaki programlar takip edildiğinde bunların açıkça görüldüğünü söyleyerek “Evdeki kadınların izlediği programlara çok iyi bakın. Bir sürü kişi ‘Kim, kime tecavüz etmiş, kim kime ne yapmış.’ bunu izliyor. Nefsin fenomenleri altüst oluyor. Psikoloji ise bir nefis bilimidir. Ruh bilimi değil. Milyarlarca insanın nefsi birdir. Amerika’daki insanla Türkiye’deki insan tek tip olsun ki, onlara pazarlama yapılsın. Sen kendi hazinenden haberdar olmazsan seni tüketirler. Tüketim kültürlerinin olduğu yerde suçlar ve acılar olacaktır. Buna karşı bir karantina ve önlem alınması gerekmektedir” şeklinde konuştu.
“BİZİM LEYLA’MIZ JULIET OLMASIN”
Kitabındaki karakterler arasında yer alan Muşlu Fesih’in yabancı bir kadına âşık olduktan sonra yaşam ile hayat arasındaki dengeyi kaybedip, sonra intihar ettiğini belirterek “Avrupa’ya gidip diğer insanlara olan etkileşimde bazı şeyleri gözetmezseniz sonu hüsran olabilir. ‘Gece Kumar Oynayan Körler’ yazımda Muşlu bir karakter vardı. Gördüğünüzde içiniz cız edecek bir adamdı. Kültürleri karıştırdı. Leyla’sını arıyordu ama Juliet’ine âşık oldu. Juliet’in hakikat yanı yoktu. Sonra intihar etti. Avrupa’da bu haber olmadı. Çünkü intihar haberleri yasaktır” dedi.
Genç, bizdeki Leyla ile Mecnun’un Romeo ile Juliet’ten farkını ise şöyle anlattı: “Bizdeki aşk hikâyesinde neden Leyla ile Mecnun geçer biliyor musunuz? Çünkü ‘Leyl’ Arapçada gecedir, örtendir. Mecnun da çıplaktır, örtünecek birini arar. Mecnun’daki mana da her erkek kendini örtecek, gizleyecek birini bulduğunda âşık olur. Bulamadığında eksik kalır. Her kadın da örtecek gizleyecek birini bulduğunda âşık olur. Bulamadığında o da eksik kalır. Oysa Romeo ve Juliet’te bu yoktur. Ben, o mekâna ilk Fesih’le gitmiştim. Fesih geceleri uyumazdı çünkü kendini örtecek biri yoktu. Leyla’sını ararken Juliet’e âşık olunca bu da onun sonu oldu. Çünkü Juliet’in dünyasındaki aşk ile onun dünyasındaki aşk farklıydı. Aşkın beden hapsedildiği bir toprakta o, ruhi bir aşkı yeşertemezdi. Yeşertemeyince kurudu. Kendisi Mecnun idi. Ancak çölde Juliet’i arıyordu. Buraya geldiğimizde bugün ülkemizde bunlar olmuyor mu? Leyla olarak gördüğümüz kızlar Juliet çıkmıyor mu? Bizim Leyla’mız Juliet olmasın. Mecnunlarımız da Leylalarını iyi tanısın.”
Dramlardan birinin de “Şizofronik Gogito” hikayesinde yaşandığının altını çizen Genç, 21 yaşındaki Julia’nın yaşadıklarını anlattıktan sonra önce aklının almadığını ve daha sonraları bu olayı çok fazla sorguladığını ifade etti. Genç, sözlerine şöyle devam etti: “Aynaya baktığında yüzüne tüküren ve felsefe tahsili yapan bir kız. Bir bunalım yaşıyor ama çıkış bulamıyor. O kız bir meczup olan Gregor’a sığınmaya çalışıyordu. Annesi babası öğretmen, hali vakti yerinde olmasına rağmen Julia’yı yanlarında istemiyorlardı. Julia, ’21 yaşımdayım ve babam artık bana harçlık vermiyor. Hatta evden çıkmam için beni zorluyorlar. Annemle babamın yanında da ben bedava kalıyorum’ diyordu. Ve para kazanmak için barlarda kendine içki ısmarlattığı erkeklerle birlikte oluyordu. Ben ‘Şizofronik Gogito’ yazısındaki Julia’nın başına gelenlerin bizim kızlarımızın da başına gelmesini istemediğim için yazdım. Bizde kızın evlenmesi için ailesi zorluyor. Sonra sigortalı bir iş buluyor ki, orada belki bir talibi çıkar, diye düşünüyor aile. Sonrasında ise kız baskılara dayanamayıp sevmediği biriyle evleniyor.”

Haberin orjinali için tıklayınız.